Düşünce üzerine: Sanatsal bir deneme

    Sanat, bir kişinin kendini ifade etme biçimidir. Benim kanımca, sanatı sadece 5 duyuya indirgemek yapıcı olmayacaktır. Resim görme, müzik duyma, mutfak tat alma, parfüm koklama, masaj da dokunma hislerine hitab eden ifade biçimlerine örnektir. Peki yazı hangi duyularımıza hitab eder? Yazarlık 5 duyuya hitab edebilen bir ifade biçimi olmanın yanı sıra, insanın zihnine de seslenebilir. Örneğin, insanı düşünmeye sevk eden bir yazı da sanat olarak kabul edilmelidir, her ne kadar o yazı 5 duyudan hiçbirine hitab etmiyor olsa da. Nitekim, yazarlık sanatı başlı başına bir deneme konusu olabilir.

    Eğer bu tanımdan gidecek olursak, düşünmek de bir sanattır. Çünkü, kişi düşünürken kendini, başkasına olmasa da, kendine ifade etmeye çalışır. Bir diğer söylemle, düşünmek de bir ifade biçimidir. Yazarak düşünmek, konuşarak düşünmek, içinden düşünmek; bu bağlamda sanat faaliyetleridir, kişinin yazdığını bir başkası okumasa da, konuştuğunu duymasa da, ya da içinden geçenleri bilmese de.

    Sanatı belki de bireye indirgemek pek doğru değildir. Çünkü, sanatın anlaşılması, paylaşılabilmesi için bu sanatın bir topluluğa sergilenmesi gerekir. Bu noktada kilit soru şu. Düşünmek bir sanattır. Fakat her düşünce sanatsal mıdır?

    Burada şu tanımı uygun görüyorum: Eğer bir düşünce toplumun genel beğenisine (estetik) hitab ediyorsa ya da bu beğeniyi, hedeflenmeden de olsa, yönlendirebiliyorsa bu sanatsal bir düşüncedir. Bir sanat eseri, toplumun genel beğenisine hitab eden bir düşüncenin ürünü ise çağdaş, beğeniyi çıkar amacı güderek yönlendirmeye çalışıyorsa pazarlama sanatı, yönlendirme amacı güdülmeden yönlendirebilmişse özgün sanat olarak sınıflandırılabilir.

    Burada ‘aykırı’ ve ‘özgün’ terimleri arasındaki çizgiyi çekmenin uygun olacağını düşünüyorum. ‘Aykırı’ sanatı da, beğeniyi yönlendirmeyi hedefleyip yönlendirememiş bir deneme olarak tanımlayabiliriz. Bu, özgün sanatla bazı yerlerde kesişebilir. Örneğin, ikisi de çağın normlarına uymayı reddeder ya da bu normları yetersiz bulur. Ayrıca, zamanında ‘aykırı’ olarak nitelendirilen ya da yeteri kadar kişiye ulaşamamış bir sanat tarzı, daha sonradan da ‘özgün’ sıfatını kazanabilir. Tarihten buna en iyi örnek Van Gogh olacaktır.

    Zamanında özgün olarak nitelendirilen bir akım, aslında tarihte daha önceden de denenmiş ve özgünlük sıfatını kazanmış bir akımın benzeri olabilir. Bu durumda, daha sonradan beliren akım ‘özgün’ olarak kabul edilmeli midir? Bu konu tartışmaya açıktır.

    Şimdi, sanatsal akım ifadesini biraz daha irdelememiz uygun olacaktır. Sanatsal bir düşüncenin akım halini alabilmesi için, belki de, bir değil birkaç kişinin bu düşünceyi sürüklüyor olması gerekir. Ama akımın oluşması için sadece bu sanatsal liderlik yeterli değildir. Ayrıca, toplumun bir kesiminin de bu düşünceyi benimseyip desteklemesi gerekecektir.

    Bir gözlemimi sunmak istiyorum. Günümüzde, kendiliğinden doğan, yani toplumun içinden doğan, sanat akımları azalmıştır. Bunun yerine, pazarlama niteliğinde olan, tüketici toplumuna yönelik, maddi güçten destek alan akım örnekleri bulmak daha kolay olacaktır. 90’larda bir barbi bebek furyası ile, toplumun beğenisini değiştirmeye yönelik bir hamle yapılmıştır. Nitekim, bu hamle birçok eleştiri çekmiştir. Günümüzde de, bu hamleye benzer, büyük çoğunlukla batı kaynaklı olan, örnekler bulmak zor olmayacaktır. Özellikle film camiası, ileri görsel teknikleri de kullanarak bunu başarılı bir şekilde uygulamaktadır. Kısacası, günümüzde, sanatın gideceği yön, maddi gücü elinde bulunduranların tekelindedir. Bu tez, tabiki de maddi kaynaklı sanat öğelerinin başarılı olamayacağı anlamına gelmez. Başarının nasıl tanımlanacağı ayrı bir mevzudur.

    Son olarak, ‘sanat için sanat’ deyiminin kendi açımdan bir irdelemesini yapmak istiyorum, çünkü bu deyimin tarihteki yeri büyüktür. ‘Sanat için sanat’ açıklaması zor, içi dolu bir tabirdir. Kimilerine göre farklı anlamları zihinlerde canlandıracaktır.

    Bunu kendi açımdan değerlendirmek için ‘sanatsal’ düşünce tanımına başvuracağım. Öncelikle ‘sanat için sanat’ denilince, akla gelen en temel çağrışımları sunmak istiyorum. Para için yapılmayan sanat, sanat kavramının zenginleştirilmesini hedefleyen sanat, ya da başka hiçbir amaç gütmeden kişinin kendini ifade etmeye çalışması(dışa vurum) aklıma gelen ilk çağrışımlar. Aslında bu çağrışımları ‘doğal’ sanat, zıt kutbu da ‘zorlama’ sanat olarak nitelendirebiliriz.

   ‘Sanatsal düşünce’ tanımına geri dönecek olursak; toplumun genel beğenisine yönelik bir düşüncenin ürünü ‘doğal’ sanat mıdır? Bunu irdelemek için ürünü ortaya çıkaran kişinin dürtülerini gözden geçirmemiz yerinde olacaktır. Çoğunlukla, bu tarz ürünler para kazanmayı hedefler. Kişinin aklındaki hedef şu olabilir mesela: ‘ Bu tarz nasıl olsa tutmuştur. Ben de bu tarzı kullanarak toplumun büyük kesimine hitab eden bir ürün ortaya çıkarabilirim. Bu ürüne rağbet çok ve bu sayede köşeyi dönebilirim.’ (kopya ürün). Tabiki de, başka bir açıdan, maddi kaynaklı amacın dışında da amaçlar ortaya çıkarılabilir. Örneğin, kişi, bu sanatsal tarza ilgi duyduğu için, kendisi de onu taklit etmek, ya da daha uygun bir tabirle, canlandırmak, yorumlamak istiyor olabilir. Bu yönelim daha ‘doğal’ karşılanmalıdır. Bu ‘sanat için sanat’ kavramına daha yakındır.

   Pazarlama amacı güden, yani toplumun beğenisini maddi çıkar için yönlendirme çalışan sanat, ‘zorlama’ olacaktır. Bu ‘sanat için sanat’ kavramına ters düşer. Eğer işin içinde maddi çıkar yoksa bu daha ‘doğal’ bir yönlendirme olacaktır.

   Kim bilir, belki de kişinin kendini kendine ifade etmesi, yani düşünmesi, en erdemli ‘sanat için sanat’ faaliyetidir. Ne dersiniz?

   Yiğit Oktar

   IEU, İzmir, TR

Eski Türk harfleriyle onlanı için tıklayın…

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *