Düşünce üzerine: Siyasi bir deneme

    Bir düşünce elbette siyasi içerikli olabilir. Siyasi içerik, bir insan topluluğuna hükmetmeyi ya da o topluluğu bir nevi etkilemeyi hedefler. Bu hedefi gerçekleştirmek için düşüncenin bir şekilde eyleme geçmesi gerekir.

    Felsefenin Antik Yunan’da gelişmesiyle beraber, siyaset de iki okula ayrılmıştır. Bunlardan ilki sofizm, yani bilgiciliktir. Bilgicilik, dünyayı bilimsel anlamda tanıma isteğinden uzak, bir göz boyama sanatı olarak görülebilir. Fakat, bu görüş ‘bilgicilik insanı kötü bir davranış biçimine yönlendirir’ olarak algılanmamalıdır. Nitekim, bilgicilik ‘iyi’-‘kötü’ ayrımı gözetmez. Din, yargı ve etik kavramlarına eleştirel bir bakış açısı olarak da görülebilir. Günümüz diliyle, bilgecilik şu tezi savunur: Evrende ‘mükemmel’ olarak tabir edilebilecek ne soyut ne de somut hiçbir nesne yoktur. Bu yüzden, ‘mükemmel’ bir din, ‘mükemmel’ bir yargı, ya da ‘mükemmel’ bir etik değer sistemi yoktur ve olamayacaktır. Kısacası insanlık tarihi sürekli güncellenen bir bilgisayar oyunu gibidir. Bu oyun güncellemeler gelerek ilelebet devam edecektir. Kanımca, bilgiciliğin temelinde yatan düşünce budur. Bunu savunan birine, hayattayken anlamlı gelecek şeyler olsa olsa ‘hayatla dalga geçmek’, ‘kara mizah yapmak’, ‘çelişkilerle eğlenmek’ gibi fiilerdir. Bu bir lidere siyasi açıdan güçlü bir koz sunabilir. Çelişkiler üzerinden siyaset yapmak, belirli toplulukları kuvvetli bir şekilde etkiler. Bu tarz bir siyasetin hükmetme konusunda ne kadar başarılı olacağı tartışmaya açıktır. Örneğin, çelişkilerin yarattığı etki topluluğu büyük ihtimalle kutuplaşmaya itecektir.

    Bilgiliğin karşıtı olan siyasi düşünce akımı Sokrates ve Eflatun’un çabalarıyla başlamıştır. Sokrates, bilimsel yöntemin babası olarak dile getirilir. Bilgiciliğin aksine, Sokrates ‘iyi’ ve dolayısıyla ‘adalet’ kavramları üzerinde yoğunlaşmıştır. Hipotezler sunarak ve yapıcı sorularla gerçekçi(temeli sağlam olan) sonuçlara ulaşmayı hedeflemiştir. Kısacası, Sokratik düşünce okulu çelişkilerden mümkün olduğunca arınmayı hedefler ve sonucunda ‘iyi’ye ulaşabileceği kanısındadır.

    Siyasi açıdan baktığımızda, Sokratik düşünce yöntemini şöyle yorumlayabiliriz. Kendi kendini irdeleyen bir birey, yani çelişkilerden arınmayı hedefleyen bir birey, kendisinin lideri olma yolunda ilerleyecektir. Nitekim, bu sayede toplumsal bir lidere ihtiyaç duymayacaktır. Bu bireysel anlamda olumlu bir adımdır. Fakat, bunun toplumsal boyutu nedir?

    Diğer taraftan, bilgici bir yaklaşım, bireylerin kendini irdelemesini ve kendi başına düşünmesini baltalar mı? Bu soruya yanıt vermek zor. Nitekim, bu soruya yanıt verebilmek için ‘birey’in nasıl bir ‘bireyi olduğu akla gelir. Eğer bu birey, kendisinin lideri durumundaysa, kendi başına özgürce karar verebiliyorsa, bir taraf tutmuyorsa, taraf olarak sadece kendini görüyorsa (ki bu ‘bencil’ terimini çağrıştırabilir. ‘Bireysel’ terimi belki de daha uygun olacaktır.), kısacası kişi bireysel düşünebiliyorsa, bilgici bir yaklaşım, söz konusu kişiyi kendini irdelemeye sevk eder diye tahmin ediyorum.

    Bir toplumun tamamının bireysel düşünenlerden oluşmadığını varsayalım. O zaman bilgici bir liderlik, ‘bireysel’ düşünmeyen bireyler arasında bir kutuplaşma ortaya çıkarabilir. Bu kutuplaşmalar da kendi içinde liderleri doğurabilir. Sonuçta, toplum, bireysel düşünenler ve belli bir tarafın üyeleri olarak ayrışacaktır.

    Şimdi, Sokratik yani ‘bireysel’ düşünen bir liderin toplumun üzerindeki etkisini tahmin etmeye çalışalım. Bireysel düşünen bir lider, yani tarafsız olan bir lider, bireyleri düşğnmeye sevk edecek midir? Burada, liderin ‘bireysel’ düşünen birinin üzerindeli etkisi, aşağı yukarı, herhangi bir bireysel düşünürün o kişi üzerindeki etkisi kadar olacaktır. Çünkü, lider tarafsız olduğundan, yani bütün taraflara eşit uzaklıkta durabildiğinden, bireyi herhangi bir tarafa yönlendirmeyecektir. Bir nevi, buradaki lider-birey etkisi tavsiye niteliğinde olacaktır. Peki bu tarz bir liderin taraflı olan bir birey üzerindeki etkisi nasıl olabilir?

    Tarafsız bir lider, hiçbir bireyi bir tarafa doğru itmeye çalışmaz. Bu yaklaşım, taraflı olan bir bireyi, bir tarafı seçmek için karar verme aşamasında, kendisini irdelemeye yani düşünmeye sevk edebilir. Belki de, bu yaklaşım taraflı bir bireyde, bireysel düşüncenin oluşmasında yardımcı olacaktır. Belki de, taraflı bir kişinin yavaş yavaş da olsa bir tarafa olan eğilimi azalacaktır. Uzun vadede, bütün bireylerin bireysel düşünme yetisi kazanması sağlanabilir.

    Peki herkesin tarafsız olduğu bir toplum en uygun toplum mudur?

    Belki de sadece bir tarafın olduğu ve herkesin aynı tarafı tuttuğu bir toplum daha uygundur. Kim bilir?

    Yiğit Oktar

    IEU, İzmir, TR

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *